Bu yazımda sizinle bir Japon felsefesini konuşmak istedim.

Neden mi? Hız ve haz çağında her şeyi çabucak tüketip, kırıp döküp, hep yeniye, hep “daha iyi” diyerek yeniyle olmaya koştuğumuz, değerlerin karmakarışık olduğu  bu yüzyılda; böyle kadim bir felsefeyle tanışmak ona farklı bir pencereden bakmak,  bana iyi geldi. Size de iyi gelecektir diye düşündüm…

Kintsugi eski bir Japon felsefesidir. Amacı kırılan nesneyi eskisinden daha güzel ve işlevli hale getirmektir. Kırılmanın aslında bir bozulma bir yok olma değil; yeni bir var oluş biçimi olduğunu savunmaktadır… Kintsugi felsefesinin tanımına baktığımızda kırılmalarımızın belki bozulmalarımızın ne kadar da tamire ihtiyacı var dediğinizi duyar gibiyim….

Kintsugi sanatı olarak da geçen bu işlem Budist öğretisinden türetilen Wabi-Sabi anlayışına dayanmaktadır. Wabi sade şıklık, Sabi ise kusurlardan keyif almak anlamına gelmektedir. İki sözcük birleştiğinde ise ‘kusurlu güzellik’ tanımı karşımıza çıkmaktadır. Bu anlayışın temelinde kusurları benimseme yatar. 

Aslında birçoğumuzun hayatında yaptığı gibi; sorunları ya da hatalı olanı görmezden gelerek baskılamak yerine onun varlığını kabul edip onu güzelleştirmekle aynı anlama gelir  bu anlayış. Kusursuzluk takıntısını yaşama; hiçbir şeyin muntazam, simetrik ya da düzenli olmadığını savunur. Mükemmel olan; güzel bir şeyi hakkı ile anlamak ve hakkını vermek  iken, “mükemmeliyetçi” takıntılarımızla güzelliği ne kadar çiğ bir hale getiriyoruz farkına varmadan, farkında mıyız?  Kintsugi; bu kusurları ile güzel anlayışını benimseme ve eyleme geçme halidir.

Kintsugi’nin ortaya çıkışı 15. yüzyıla dayanmaktadır. Üstelik günümüzde de karşımıza çıkabilecek basit bir olayla. Çok sevdiği çaydanlığı kırılan Japon bir komutan bu çaydanlığın tamir edilmesi için emir verir. Çaydanlık geri geldiğinde onarılmıştır fakat bir şeyler yanlıştır. Komutanın sevdiği çaydanlık bu değildir ve o eski kendi çaydanlığını istemektedir. Bu mümkün olamayacağı için Japon zanaatkar bir alternatif üretme gayesiyle çaydanlık üzerinde çalışmaya başlarlar. 

Bu çalışma sırasında güttükleri estetik kaygı ve komutanın eşyasına olan bağlılığının bilinirliği Kintsugi felsefesinin gelişmesini sağlamıştır. Çaydanlık eskisinden de iyi gözükmektedir. Kırıklara müdahale onu daha güzel, yapıştırıcı ise daha güçlü yapmıştır. Japon komutan ise sevdiği çaydanlığına daha güzel ve daha anlamlı bir şekilde kavuşmuştur. Bu ortaya çıkış öyküsünde görülebileceği gibi bir şeyi çok sevmek, başka birçok şeyi güzelleştirmekte ve anlamlı hale getirmektedir. 

Biz de sevdiğimiz şeylerden vazgeçmeme takıntısı yerine ya da ona bağımlı olma yerine onu dönüştürüp daha güzel bir hale nasıl getirebiliriz? İncitmeden, hırpalamadan ya da kaldırıp atmadan, hiç düşündük mü? Bu felsefeye bir de kendi değer ve sevgi dünyamızdan bakmaya ne dersiniz?

NE ÇOK KIRIKLARIMIZ VAR ONARILMAYAN YA DA FARKINA BİLE VARILMAYAN….. 

İnanışa göre hiçbir şey kırılarak değerini kaybetmez ve her şey onarılarak kullanıma kazandırılabilir. Yapılan işlem aslında oldukça basittir. Kırılan nesnelerin kırık yerlerine lame ya da dore renkleri ile kontur çekilerek formunu değiştirmek olarak özetlenebilir. Bu renkler altın ya da gümüş tozunun reçine ile karıştırılması sonucu elde edilir. Üzerinden geçilen ince çizgilerle parça bütünlüğü sağlanır. 

Böylece nesnenin hem formu hem de işlevi korunmuş olur. Japon halkının kırılsa dahi objelerden hiçbir şekilde vazgeçmeyerek onları dönüştürmeleri şaşırtıcı değildir. Fakat bu eylemin altında çok daha derin bir felsefe yatmaktadır. Önemli olan kırığı onarmak değil, nesnenin gerçek değerini ortaya çıkarmaktır. Bu düşünce hasar görmüş tüm maddeler için geçerlidir.

Hasar görmüş tüm maddelere uygulanan bu işlem HASAR GÖRMÜŞ DUYGULARA uygulansa nasıl olur? Hasar görmüş duygu kırılmalarına; gümüşten, altından, pek çok değerli madenden daha değerli olan SEVGİ VE İLGİ oluk oluk boşaltılsa, en küçük parçalara kadar, sevgi ve ilgi doldurulsa DUYGU HASARLARINDAN, DUYGU KIRIKLARINDAN ESER KALIR MI?

Onarmak için değer vererek ve çaba sarf ederek çalışıldığında muhakkak sonuç alınacağının somut bir örneğidir; KİNTSUGİ …. Burada dikkat çekici olan sadece el işçiliği değil; uygulama esnasında devamlı kullanılan olumlu düşüncelerdir. Kırıkları hasar olarak değil,yaşanmışlık olarak gören bu sanat;  tecrübenin, bilgelik getirdiğini savunmaktadır. Kırıkların üzerinden en dikkat çekici iki renk olan altın ve gümüş ile geçilmesinin sebebi budur. 

Aynı zamanda bu renkler kendisiyle aynı adı taşıyan değerli madenleri de temsil etmektedir. Kırıkların altın rengi ile kaplanma metaforu… Bir damlasının belki o objenin on tanesinden bile maddi açıdan üstün olacak olması başımıza gelen her şeyin ne kadar değerli olduğunun bir göstergesidir. Aslında her yaşanılan kırılma bir başka güçlenmenin ön adımıdır. Bu açıdan olaylara bakmak, bu bakış açısı ile kırılan yanlarımızı, üzüntülerimizi tamir etme, onları sevgi ile yeniden yeniden sarmanın felsefesi de olabilir mi bu sanat!

Japonlar, hayattan alınan derslerin öneminin farkındadırlar ve buna gereken saygıyı her zaman vermektedirler. Ayrıca Kintsugi tamir etmenin, onarmanın güzelliğini yeniden hatırlatmaktadır. Hem eşyaya, hem kırıklara hem de zanaatkara yeni bir amaç vermektedir. Bakış açısı ‘yeniden daha iyi doğuş’ etrafında şekillenmektedir. Biz de bu felsefenin izinden giderek DUYGU HASARLARIMIZI  yeniden gözden geçirerek, onları olduğu gibi kabul ederek onarabilir miyiz? …

Etiketler:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir